Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 
Organları Hafifleten Kuvvetler
Dr. Arslan MAYDA
 
Baş, gövde, kol ve bacaklardan oluşan insan vücudunun baş ve gövde kısmında boşluklar bulunur. Kafatası içinde bir boşluk, gövde kısmında ise iki boşluk vardır.Bunlardan bir tanesi göğüs, diğeri ise karın boşluğudur.Bu üç boşluk, içinde taşıdığı organları hafifleten ve yerinde tutan çeşitli kuvvetlerle dengelenmiştir.Şimdi bu boşlukları ve hafifletici kuvvetleri sırasıyla görelim:

Kafatası Boşluğu: İçerisinde ortalama 1400 gram ağırlığında beyin bulunur. Beynin üzerinde kafatası kemiğini alttan, beyni ise üstten sararak koruyan üç zar vardır. Bu üç zardan dıştaki iki zar arasında beyin omurilik sıvısı bulunur. Aynı sıvı, beyin içindeki ventrikül dediğimiz boşluklarda da bulunur. Kafatasından dışarıya çıkarılıp tartıldığı zaman ortalama 1400 gram gelen beyin, içinde yüzdüğü beyinomurilik sıvısı banyosun da ancak 50 gram kadar bir ağırlık meydana getirir.

Beyin, kafatası kemiğine çok zayıf bağlarla tutunmuştur. Ancak bu zayıf bağlantılarla birlikte beyin omurilik sıvısı, beyni çok sağlam bir şekilde kafatası içinde asılı olarak tutar ve beynin sağa sola çarpmasına engel olur. Kafaya bir darbe geldiği zaman iki zar arasındaki bu sıvı vasıtasıyla zarlar birbiri üzerinden kayarak, beyne gelen sarsıntının şiddetini absorbe eder (söndürür). Beyin omurilik sıvısı ve arachnoid zarının trabekül denilen bölgeleri yaylı yastık vazifesini görerek 50 grama inmiş beyin hassas bir şekilde muhafaza eder. Burada çok açık bir şekilde sıvı içindeki cisimler için geçerli olan bir fizik kanununun bir uygulamasını görmekteyiz. Bir cisme içerisinde bulunduğu sıvı tarafından uygulanan kaldırma kuvveti, bu cisimden dolayı yer değiştiren sıvının ağırlığına eşittir. Dolayısı ile cisim, bu kaldırma kuvveti kadar ağırlığından kaybedecektir. Beynin ağırlığı da kafatası boşluğu içinde bu kanunla uyumlu olarak 50 grama kadar inmiştir.

Hafifletici sistemin faydalarını omurilik sıvısı yetersizliği olan hastalara baktığımız zaman anlıyoruz. Tümörlere veya havalı film çekimine bağlı beyin omurilik sıvısı azalan hastalarda dayanılmayacak baş ağrılarını görüyoruz. Çünkü bu sıvı olmayınca beyin ağırlığı, yer çekimi etkisiyle aşağıya çekilerek beyin sinirlerini gerer ve bunun neticesinde de baş ağrıları meydana çıkar. Eksik olan sıvı daha sonra yerine konulduğu zaman bu ağrının kaybolduğu görülür.

Omurilik sıvısının koruyuculuğu olmasa, beyin günlük hayatımızdaki ufak çarpmalara bile dayanamayacak kadar hassaslaşacak ve zarar görecekti. Bu koruyucu mekanizmalardan ötürü beyin hasarları ancak çok şiddetli darbeler sonucu ortaya çıkabilir. Bunun dışında genellikle kafatası kırıldığında kemik parçaları sinir dokusuna battığı zaman beyin hasara uğrar.

Göğüs Boşluğu: İç organlar iki zarla örtülmüştür. Visceral pleura denilen iç zarla parietal pleura denilen dış zar arasında kayganlaştırıcı ve hareketi kolaylaştırıcı bir sıvı bulunur. Göğüs boşluğu içinde akciğerler, kalp, damarlar, nefes ve yemek boruları bulunur. Göğüs kafesi içindeki negatif basınç, bu bölgeye yerleştirilmiş olan organların ağırlığını dengeler ve korur. Bu basınç ortalama -2.5 mm cıvadır. Fakat derin bir nefes vermede bu basınç -6 mm cıvaya kadar çıkabilmektedir. Akciğerlerin vücut dışındaki gerçek ağırlığı ortalama 1200 gram gelmektedir.

Dış yüzeyi 1–2 m2 kadar olduğu halde iç yüzeyi 50–90 m2 kadardırBurada meydana getirilen negatif basınç, kendi sistemini hafiflettiği gibi, üst karın organları olan karaciğer, dalak, böbrekler, mide ve toplardamarlarda da vakum etkisi göstererek bulunduğu yerde hafifletilip tutulmalarına yardımcı olur. İçi hava ile dolu akciğerin hafiflediğini deneylerde görmekteyiz. Kadavradan çıkarılan akciğeri suya atarsak batmadığını müşahede ederiz. Oysa hiç nefes almadan anne karnında ölen çocuğun akciğerini suya attığımız zaman batar. Çünkü bronşlar kıkırdak yapıda olduğundan bir kere nefes almış bebek ölse bile nefes borusu büzülmediğinden akciğerlerin içlerinde hava kalır. Bu yüzden hiç nefes almadan ölen bebeklerin akciğerleri batar. Bu deneyde hava, organları hafiflettiği gibi negatif basıncın oluşumunu da sağlamaktadır. Akciğerlerdeki bu negatif basınç sayesinde, soluk verdikten hemen sonra zorlanmadan otomatik olarak soluk alırız. Elastiki yapıda olan akciğerlerin, her zaman gerilmiş durumda kalmasından meydana gelen boşluk, bütün akciğer duvarlarında ve komşu organlarda çekme gücü meydana getirir.

Göğüs boşluğu ile karın boşluğu arasında Diafram (diafragma) zarı vardır. Diafram üzerinde (-) basıncın etkisi kendini gösterir. Diaframı akciğerlere doğru çekerek kubbe şeklini aldırır. Akciğerlerin yapmış olduğu emme etkisiyle diafram, altındaki karın boşluğunun yukarı kısmında olan organları da yukarı çekerek yerlerinde kalmalarında önemli rol oynar.

Negatif basıncın yaptığı emme tesiri, göğüs boşluğunda bulunan toplardamar duvarlarını vakum gücüyle çekerek kan üzerinde emme etkisi yapar ve kalbin çalışmasına yardımcı olarak, yükünü hafifletir. Vakum tesiri meydana getiren akciğerlerdeki hava miktarı, soluk almada 4200–6500 cm3 arasındadır.

Negatif basıncın önemini, nefes alma çeken çok yaşlı kişilerde görüp anlayabiliriz. Yaşlı insanlar hareket sırasında artan oksijen ihtiyacını karşılamakta zorluk çekerler. Bu ihtiyarlarda göğüs boşluğunun ve akciğerlerin elastikiyeti azaldığından, vakum gücü oluşturacak yeterli miktar havayı alamazlar, böylece karın organları ve diafram sarkık duruma gelir ve solunum hareketle ağırlaşır. Sonuçta az bir harekette bile nefes darlığı duyarlar.

Karın boşluğu: Karaciğer, safra kesesi, dalak, mide, böbrekler, böbrek üstü bezleri, ince ve kalın bağırsaklar, rahim, yumurtalıklar, idrar torbası, mezenter (iç organları askıda tutan bağlar), omentum ve pankreas gibi organlardan ibarettir. Organların büyük çoğunluğunu periton dediğimiz karın zarı örter. Karın içerisinde organları yerinde tutan en önemli kuvvet pozitif basınçtır. Bunları destekleyen diğer yapılar ise organların kendi bağları ve göğüs boşluğunda anlatılan negatif basınçtır. Pozitif basınç, karın kaslarının kasılma gücünden (tonus) meydana gelir. Karın kaslarının değişik spor hareketleriyle güçlenmesi, pozitif basıncın artmasında önemli bir rol oynar. Artan pozitif basınç iç organların sarkmasına mâni olur.

Canlıda 2000–2500 gram ağırlıkta olan karaciğerimiz, bazı hastalıklarda büyüyerek 6000 grama kadar çıkabilmektedir. Çok zayıf karın zarı yapraklarından yapılmış bir bağla gövde içine tutunan karaciğerin, göğüsteki negatif ve karındaki pozitif basınç sayesinde ağırlığı hafifletilmekte ve sistem içerisinde korunmaktadır. Eğer organları hafifleten kuvvetler olmasaydı, hafif bir koşuda veya spor hareketleri sırasında yerinden kopacak, elâstikiyeti az ve gevrek olan yapısı zedelenip yırtılmalar meydana gelecekti. Çünkü zayıf olan bağlar, karaciğeri yerinde tutmaya yetecek sağlamlıkta olmayıp, sadece sağa sola kaymasını ve dönmesini önler.

Organların ağırlığını hafifletme dışında, pozitif ve negatif basıncın tesiri ile besinler, midenin üst bölümü olan cardiac denilen yerde bir süre havada bekler, ancak arkadan yeni besinler girdikçe önceki lokmaları aşağıya doğru iter, böylece sindirim borusunda besinlerin ilerlemesi temin edilir.

Kafatası ve gövde içindeki bu üç boşluğun yanında, organların gerçek ağırlıklarını hafifletip tolere etmek için, kas-eklem ve kemik sistemi bütünleyici olarak yaratılmışlardır.

Adaleler kendi ağırlıklarını gerilimleri ve güce karşı kasılmalarıyla telâfi ederler. Vücut ağırlığı ise önce leğen kemiği vasıtasıyla kalçaya iletilir. Kalça ağırlığı çok hassas ayarlanmış bir açı ile uyluk kemiğine, uyluktan dize, dizden topuğa ve buradan tarak kemiklerinin başına iletilerek üzerlerine binen ağırlığı dengeleyerek yumuşatırlar. Ağırlık, eklem ve kemiklere aktarılırken kaldıraç vazifesi de yapan kaslarda kasılma gücünü yapar. Eklemlerin ve kemiklerin sabitleşmesi ve yükü kaldıraç kuvvetiyle tolere etme işlemi yapılmış olur. İnsan ağırlıktan dolayı pelte gibi yığılmadan kurtulur ve bacaklara yansıyan yükü kendisi hissetmeden yürür, koşar, yatar, kalkar.

Adalelerin yükü yumuşatıcı ve azaltıcı özelliğinin önemini çok yaşlı, adalesi zayıflamış insanlarda görebiliyoruz. Güçsüz adale, vücut ağırlığına aynı kasılma kuvvetiyle cevap veremez. Yükün fazlalığına karşı, kasın kasılma gücü az olunca yaşlıların yürüyüşü titrek, yavaş ve emniyetsiz bir şekilde olur. Her an düşecek gibi temkinli yürür.

İnsan anatomisine baktığımız zaman bütün organların birbirinin yardımına koşarcasına sanatlı yaratıldıklarını görüyor, onların her birinin yerleşim yerlerinin ve bağlantılarının ne kadar hikmetli seçildiğini bugünkü ilmi seviyemizle ancak anlayabiliyoruz. İleride anatomik bilgilerimiz zenginleştikçe kim bilir daha ne çeşit sanat incelikleriyle karşılaşabileceğiz?Onu da zaman gösterecek.
Yorumlar (0)add
Yorum ekleyebilmeniz için giriş yapmanız gerekiyor. Henüz bir hesabınız yoksa lütfen kayıt olun.

busy