İlyas Uçar - Ebû Rudeyha - Evvâh

Bir kitap hastasını tanımanın 10 kuralı

E-posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 11
ZayıfMükemmel 

“Eğer dürüst olursan ve benden hiçbir zaman kitap ödünç istemezsen seninle uzun süre iyi arkadaş olarak kalabiliriz.” Bu cümle, bir kitap hastasının (burada, belirtisiz isim tamlaması kullanarak kendimi gizlemeye çalışıyorum) yeni arkadaşlıklara kapı açabilmesi için şart koştuğu bir taleptir. “Kitap hastası” dedim, dikkat buyurun lütfen. “Kitap meraklısı” demedim. Kitap meraklılarını, kitapları biblo gibi sergilemek için satın alanlara bırakalım.

Kitapçı, dükkânı ona bırakıp çekip gitse ne güzel olur

Bir kitap hastası, çevresindekilere, eşine dostuna, hatta aile efradına bile kitap ödünç vermez, bununla birlikte kitaplarına kendisinden başkasının el sürmesine tahammül edemez, içi el vermez, sinir damarları gevşer.

Bir kitap hastası, arkadaşına borç verebilir, hatta en sevdiği topuklu rugan ayakkabısını karşılıksız hediye edebilir, ona bir kitabevinden yeni bir kitap da alabilir, ancak kendi kitaplığından tek sayfa koklatmaz.Kitap hastası

Bir kitap hastasının, elindeki para ile belirli bir süreye kadar idare etmesi gerekmesine rağmen, o, son kuruşuna kadar parasını kitaba yatırır. Bundan şikâyet etmez. Bilâkis keyif duyar. Öte yandan kitaba yatırdığı para için keyif duyarken, başka ihtiyaçlar için para harcamayı gereksiz bulur ve buna son derece üzülür.

Bir kitap hastası öyle bir hastadır ki, deprem gibi felâketlerde can sağlığından sonra düşündüğü tek şey kitaplar olabilir. Mübalâğa etmiyorum, “olacaksa evdeki diğer eşyalara olsun da, kitaplara bir şey olmasın” derdindedir.

Kitap hastası, bir sahhaf, bir kitabevi görmesin, bütün bir günü orada geçirebilir. Kimi zaman dükkân sahibini bıktırır. Kimseden yardım da istemez, o sadece kitaplarla başbaşa kalmak ister. (Hatta kitapçı, dükkânı ona bırakıp çekip gitse ne güzel olur!)

Kitap hastası, eski kitaplardan ellerine geçmiş toz ve kiri koklar, iç çeker, hayâl eder. “O kitabı kim okumuştur, okuyucunun karakteri nasıldır, kitap kimlerin elinden geçmiştir ve o kitap buraya nasıl düşmüştür, insan kitabını satar mı hiç? satmaya kıyabilir mi?” gibi bir sürü tahliller yapar kafasında.

Kitap hastaları ne zaman sinirlidir

Kitap hastası hep bir kitabevi, bir sahhaf dükkânı olmasının hayâlini kurar fakat onlardan iyi bir kitapçı olmaz, kitaplarını satmaya kıyamaz ki onlar. Dursun Gürlek Hocamızın bir kitabında anlattığı gibi, her müşterinin kitaba el sürmesine izin de vermezler. Sadece uzaktan, el değmeden göz ucuyla bakarak yahut hangi kitabı arıyor ise onu kitap hastası dükkân sahibinin yardımıyla bulabilir müşteri ancak.

Kitap hastası, doğum günlerinde, terfilerde, kısacası özel günlerde ne bir giysi ister ne başka bir şey. Onların tek istedikleri kütüphanesine teşrif edecek yeni bir kitaptır. Çünkü her yeni kitap, yeni bir dünyadır.

Kitap hastasının sinirleri, kitap okuyamadığı zaman bozulur. Kitaba el değdirdikleri ana kadar gergindirler. Böylelerinin ruh hâlleri dengesizdir, sağı solu belli olmaz bunların. Kimsenin de aklına gelmez, “sen kitap mı okuyamadın” demek gerektir ki onların hâlinden ancak kendi gibi bir kitap hastası anlasın.

Kitap hastasının en acıklı durumu ne zaman gözlemlenir?

İyi ama kitap hastaları nasıl ve nerede okurlar? Böyleleri, sıradan bir okur gibi günün belirli ve düzenli saatlerinde uygun gördükleri yerde kitap okumaz, bilakis günün belirsiz ve düzensiz vakitlerinde, kitap okumaya elverişli olmayan yerlerde dahi kitap okumaya çalışırlar. Bu, onlar için bir keyif, bir hobidir. Metroda, otobüste kitap okuyanları severler, fakat kalabalık otobüste ayaküstü kitap okumaya çalışanları daha çok severler.

Kitap hastasının en acıklı durumu, öldükten sonra kitaplarına ne olacağı, kime emanet edeceği düşüncesi gelip çattığında gözlemlenir. Nasıl bir evlâda annesi kadar iyi kimse bakamazsa, kitaplara da o kitapların sahibinden başka kimse daha iyi bakamaz. Evet, şaşırmayınız. Bu son derece yerinde bir kıyastır. Kitapdaşlar bilir.

Bir keresinde fevkalâde kalabalık bir minibüste ayaküstü kitabımı okumaya çalışıyordum. Omzumda fotoğraf makinem, kolumda çantam. Avuçlarımda kitabım. İğne atsanız yere düşmeyecek bir kalabalık. Buyrun hayâl edin. Bir hanımefendi, “maşaallah size, bu kalabalıkta kitap okumaya çalışıyorsunuz, öğrenci misiniz?” dedi. “Hayır” dedim. Bir de bu vardır. Her kitap okuyana öğrenci gözüyle bakılır, öğrenci olmayanlar kitap okuyamaz sanki. Hem öğrenci olmayıp hem kitap okuyanlara ise dâhi gözüyle bakılır.

Bu yazı, kitap hastalarını tanımanız ve onlara yaklaşırken nasıl davranmanız gerektiğini bilmeniz için yazılmıştır. Bir kitap hastası ile anlaşmak bir inceliktir. Unutmayınız.

 

Yeşim Sünnetçioğlu'a teşekkürler.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile