Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

İMÂM BUHÂRÎ'NİN SİYÂSET ANLAYIŞI: YÖNETEN-YÖNETİLEN İLİŞKİSİ

Mustafa ERTÜRK

Sosyal bir varlık olan insan, yaşamı oluşturan anlam evrenin bütün boyutlarıyla ve veçheleriyle alâkalı olup bunların hiçbirine kayıtsız kalamaz. Daha özelde insan hayatı bağlı bulunduğu kültürel evrenden anlamını alır ve biçimlenir. Kişiye bu ortam içerisinde bazı yükümlülüklerin ve rolün verilmesi veya onun birtakım görevleri üstlenmesi o insanın diğer toplumsal hâdiselerle olan ilişkisini ortadan kaldırmaz. Çünkü şu veya bu şekilde kendisi de ilgi alanı içerisinde yer almaktadır. Sosyal ortam içerisinde en alt kesimden en üst kesime kadar herkes yaşadığı her hâdiseden kendince etkilenecek ve bu etkilenme sürecinde de bağlı bulunduğu görev ya da sorumluluklarını ona göre düzenleyecektir. Bu düzenleme en aktif hâlden en pasif hâle kadar muhtelif eylem süreçlerinde gerçekleşecektir. Dolayısıyla hayatı ve bu hayat içerisinde yaşayan insanları görev ve sorumluluk bilinci çerçevesinde kesin ve kalın çizgilerle ayırmak hemen hemen imkansız gibidir.

İslâm düşünce tarihinde de pek çok âlim bağlı bulunduğu değerleri korumak, yaşatmak ve yaymak için farklı bilgi verileriyle kendilerini donatmışlardır. Edindikleri bilgileri, bir sistem halinde somutlaştırmışlar ve bunun içinden konuşmuşlar ve eylemlerini gerçekleştirmişlerdir. Kurân, tefsir, hadîs, fıkıh, kelam, felsefe ve tarih gibi değişik ilim dallarında temayüz gösteren ulemayı bu çerçevede değerlendirebiliriz. Ancak onların bu muhtelif branşlarda görev üstlenmeleri diğer ilim dallarından veya sosyal hayatın başka problemlerinden soyutlandıkları anlamına gelmemektedir. Bilakis İslâm düşünürleri karşılaştıkları meseleleri çözme konusunda ilgi alanları dışında da bazı fikir ve görüşlere sahip olmuşlar ve bunları dile getirmişlerdir.

Belli bir dönemden sonra Kurândan sonra en sahih kaynak olma özelliğini kazanmış[1] el-Câmius-Sahîh adlı hadîs kitabının musannifi Muhammed b. İsmail el-Buhârî de (ö. 256/870) yaşadığı dönemde İslâm toplumuna yön vermiş, onları fikir ve görüşleriyle aydınlatmış İslâm dünyasının önde gelen isimlerinden biridir. O genellikle hadîsçiliği ile şöhret bulmuş, bunun yanında fıkhî ve itikâdî görüşleriyle de ilgi görmüş bir şahsiyettir. Buhârî hakkında yazılan eserlerde daha ziyade hep bu yöndeki değerlendirmeler ön plana çıkarılmıştır.[2] Buhârînin devrin siyâsî ve sosyal hâdiselerinden, gündelik işlerle uğraşmaktan mümkün mertebe kaçtığı, kendisini devamlı ilme (hadîse) verdiği ve sadece bu uğurda gayret gösterdiği öne çıkarılan başka hususlardandır.[3] Halbuki, biraz önce de belirttiğimiz gibi, bir insanın içerisinde yaşadığı dînî, siyâsî, sosyal ve kültürel hâdiselerden müstağnî kalması ve bunlardan etkilenmemesi mümkün değildir. Çok yerinde ifade edildiği üzere, Buhârî, rivâyetleri mükemmel seçimiyle iyi bir hadisçi[4], tasnifinde ortaya koyduğu düşünceleriyle iyi bir kelamcı, fıkıhçı ve ahlakçıdır. İnhisarcı bir anlayışla onu belirli bir kategoriye hapsetmek o zamanın bilimsel tasnifi açısından doğru olmadığı gibi görüşlerini ve eserini anlamak bakımından da ufuk daraltmaktır.[5] Nitekim o, döneminin hassas konularından olan kulların fiillerinin yaratılıp yaratılmadığına veya Kurânın mahluk olup olmadığına yönelik tartışmalarda kendine ait fikir ve görüşleri, hadîs âlimlerinin şiddetli muhalefetine rağmen, cesurâne bir tavırla dile getirmiş, inandıklarını söylemekten çekinmemiştir.[6] Bu konuda bir eser[7] kaleme almış olması söylediğimizin en önemli göstergesidir. Ayrıca kaynaklarda zikredilen eserlerine göz attığımız zaman onun hadîs ilmi yanında, kelam, fıkıh ve tarih ilmiyle de ilgilendiğini ve bu branşlara yönelik düşüncelerini kaleme aldığını görmekteyiz.

Farklı açılardan incelenmeyi hak eden Buhârînin siyaset anlayışı bu araştırmanın konusunu teşkil etmektedir. Buhârînin böyle bir anlayışının bilinmesi, gerek Buhârînin Sahîhini tasnif ederken takip ettiği tebvîb ve tasnif mantığını gerekse Sahîhindeki rivâyetleri yorumlama açısından büyük bir katkı sağlayacaktır. Bu konuda yazılanlar[8], üzerinde durmak istediğimiz meselenin ve temellen-dirme yönteminin dışında kaldığı için, hem metodik hem de yorumlama mantığı açısından orijinal gördüğümüz hususlar çerçevesinde tartışmayı sürdüreceğiz.

Bu çalışmamızda, makale boyutunda, Buhârînin siyaset anlayışını iki yönden tespit etmeye çalışacağız;

Birincisi, el-Câmius-Sahîhdeki bâb başlıkları: Her ne kadar Buhârînin devlet yöneticiliği, idarecilik veya siyaset hakkında herhangi bir eseri bulunmasa da[9], onun gerek dînî gerek sosyal ve siyâsî hayatın hemen her yönüyle ilgili görüşlerini bâb başlıklarıyla az veya çok Sahihine yansıttığını bilmekteyiz.[10] Nitekim onun hakkında Fıkhul-Buhârî fî terâcimihi = Bu-hârînin görüşü (fıkhı, anlayışı) onun bâb başlıklarındadır[11] ifadesi darb-ı mesel haline gelmiştir.[12] Ayrıca bâb başlıkları da Buhârînin genel fikriyatını öz bir şekilde yansıtan bilhassa Buhârîye mahsus bir hususiyet kabul edildiği için Sahihdeki bâb başlıkları üzerine geçmiş dönemlerde de birçok eser yazılmıştır.[13] Bu bölümdeki tespitler yoğunluk itibariyle Sulh, Fiten ve Ahkâm bölümlerindeki bâb başlıklarından teşekkül etmektedir.

İkincisi ise Buhârînin hayatında yöneticilere yönelik ferdî tavır ve yaklaşımlarıdır. Buhârînin hayatıyla ilgili yazılmış kaynaklardan onun yöneticilerle olan ilişkilerini Sahîhinde savunduğu yönetim anlayışıyla da mukayese ederek pratik hayatındaki siyaset anlayışını tespit etmeye gayret edeceğiz.

Buhârînin Selef inancına aykırı görüşler ileri süren Cehmiyye, Mutezile, Havâric ve Şîayı tenkit ederek Ehl-i Sünnetin oluşumuna katkıda bulunan ilk Sünnî âlimlerden sayılması[14] sebebiyle siyaset anlayışının da Ehl-i Sünnet anlayışı çerçevesinde olacağına dâir bir itiraz gelebilir. Böyle bir itirazın kısmen haklılık payı bulunmakla birlikte, onun, Sahihindeki hadîsleri tasnif ederken aynı zamanda hangi mantık çerçevesinde rivâyetleri ele aldığını, bilhassa siyâsî içerikli hadîsleri bâb başlıklarında nasıl değerlendirdiğini görmek, (tekrar ifade etmek gerekirse) Buhârîyi ve Sahihindeki hadîsleri anlamada ve onun yorumlarını değerlendirmede önemli bir katkı sağlayacaktır. Bu arada şunu belirtelim ki, bu çalışmamızda rivâyetlerin sahih olup olmadığına yönelik herhangi bir değerlendirmeye girmeyecek, tespitlerimizi sadece bâb başlıkları ile başlıklar altında zikredilen bazı rivâyetlere ve bu rivâyetlerin zikredildiği Sahîhteki diğer bölümlere, gerekli görülen yerlere dipnotlarda açıklamalar yapmak suretiyle, göndermelerde bulunacağız.

Bâb başlıkları çerçevesinde tespit edeceğimiz Buhârînin siyaset anlayışının, esasında siyaset felsefesi, sosyoloji ve tarih bilimi yönüyle de tetkik edilerek incelenmesinin gerekli olduğunun farkındayız. Ancak biz bu tür bir çalışmanın bilhassa konunun uzmanları tarafından gerçekleştirilmesi zaruretine inanmakta ve böyle bir çalışmanın yapılmasını umut etmekteyiz. Ayrıca sınırlı alanda bile olsa gerçekleştirmeyi düşündüğümüz bu mütevazı çalışmanın, bu konuyla alakalı çalışacak olan diğer ilim dallarındaki uzmanlara da ışık tutmasını temenni etmekteyiz.

------------------------------------------------------------------------------------------

[1] Bk. Çakın, Kamil, Buhârînin Otoritesini Kazanma Süreci, İslâmî Araştırmalar (Hadis-Sünnet Özel Sayısı), C. 10, sy. 1-3, 1997, s. 100-109.

[2] Hayatı hakında bilgi için mesela bk. Zehebi, Ebû Abdullah Muhammed b. Osman, Târîhul-İslâm (h.251-260) (nşr. Ömer Abdüsselâm Tedmürî), Beyrut 1992, s. 238-273, no:401; a.mlf., Alâmün-nübelâ (nşr. Şuayb el-Arnaût ve dğr.), Müessesetür-risâle), (I-XXIII), Beyrut 1981-1985, XII, 391-471; İbn Ebû Hatim, Ebû Muhammed Abdurrahman, el-Cerh vet-tadîl, (I-IX), Haydarabad 1952, VII, 191, no: 1086; İbn Manzûr, Muhammed b. Mükerrem, Muhtasaru Tarihi Dımaşk li İbni Asâkir (nşr. Sekîne eş-Şihâbî), (I-XXII), Dımaşk 1990, XXII, 22-31; İbn Hibbân, Ebû Hâtim Muhammed, Kitâbüs-Sikât (nşr. Abdülmutî el-Kalacî), (I-IX), Haydarabad 1973, IX, 113; Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdad (nşr. Dârül-kütübil-ilmiyye), (I-XIV), Beyrut trs, II, 4-37, no. 426; Süyûti, Ebül-Fadl Celaleddin Abdurrahman, Tabakâtül-huffâz (nşr. Ali Muhammed Ömer), Kahire 1973, s. 248-249; Abdülhâlık, Abdülğanî, el-İmâmül-Buhârî ve Sahîhuh, Cidde 1985; Azamî, Muhammed Mustafa, Yavuz, Yusuf Şevki ve Öğüt, Salim, Buhârî, DİA, İstanbul 1992, VI, 368-376; Uğur, Mücteba, Buhârî, Ankara 1989, Kültür Bakanlığı Yayınları; Büyük Türk-İslam Mütefekkiri Buhârî (1987 yılında Kayseride yapılan Uluslararası Sempozyumun Tebliğ Metinleri), Kayseri 1996.

[3] Mesela bk. Zehebî, Ebû Abdullah Muhammed b. Osman, Siyerü alâmin-nübelâ (nşr. Şuayb el-Arnaût ve dğr.), Müessesetür-risâle), I-XXIII, Beyrut 1981-1985, XII, 405, 448-449.

[4] Gerçi İmam Buhârî ile birlikte İmam Müslimin Sahîhlerine gerek geçmişte gerekse günümüzde tenkitlerin yapıldığını da burada ilave etmek gerekir. Yapılan tenkitler ve bu tenkitlerin değerlendirmesiyle ilgili mesela bk. Kandemir, M. Yaşar, Sahîhayne Yöneltilen Tenkitlerin Değeri, Sünnetin Dindeki Yeri (İSAV tarafından 18-20 Kasım 1995 tarihinde İstanbul Dedeman Oteli Salonlarında gerçekleştirilen Uluslararası Sempozyumun tebliğ metinleri) İstanbul 1997, s. 335-376. Bu tebliğin müzakeresi için, bk. a.g.e., s. 377-394; Hatiboğlu, Mehmed Said, Müslüman Âlimlerin Buhârî ve Müslime Yönelik Eleştirileri, İslâmî Araştırmalar (Hadis-Sünnet Özel Sayısı), C.X, sy. 1-3, Ankara 1997, s. 1-14 (makalenin arapça metni: s. 15-29).

[5] Akyüz, Ali, İmâm Buhârînin Yabancı Tesirlere Karşı Tavrı ve Bunun Eserlerine Yansıması (I. İslam Düşüncesi Sempozyumunda (26-27 Ekim, İstanbul 1996) sunulan tebliğ), s. 3-4.

[6] Yavuz, Buhârî (Akaide Dair Görüşleri), DİA, İstanbul 1992, VI, 372.

[7] Buhârî, Halku efâlil-ibâd ver-redd alel-cehmiyye ve eshâbit-tatîl (nşr. Müessesetür-risâle), Beyrut 1990.

[8] Birincisi, Sultan Bayezit (II) ve Yavuz Sultan Selim zamanında yaşamış kazaskerlik ve kadılık görevlerinde bulunmuş olan Muhyiddîn Seydî Çelebinin (ö. 931/1525) Sahîh-i Buhârîdeki, ahkam-ı sultaniyye ile ilgili hadîsleri tahriç ettiği Müstahreç minel-hadîs adıyla yazdığı ve Sultan Bayezit (II)e ithaf ettiği bir eserdir. Bu eser Buhârîde Yönetim Esasları ismiyle Mehmet Erdoğan tarafından hazırlanarak neşredilmiştir (İstanbul, Aralık 2000). Bu eserle ilgili bazı hususlara dikkat çekmek gerekecektir:

(1). Eser, neşredenin de ifade ettiği üzere, yüksek ilmî bir düzeyi temsil etmemektedir. (2). Kitaba neşreden tarafından verilen isimde isabet edilmediğini düşünmekteyiz. Zira, Buhârîde Yönetim Esasları başlığı, bizzat Buhârînin Sahîhindeki gerek bölümlere gerekse bab başlıklarına göre Buhârînin yönetim anlayışını çağrıştırmaktadır. Halbuki, eserde Sahîhten tahriç edilen hadislerin çoğunluğu, bazıları dışında (mesela bk. a.g.e., s. 138, 157, 161, 162, 191, 193, 196, 197, 227, 230-236) Buhârînin hem bâb başlıklarına uygun değildir, hem de yönetimle hiç ilgisi olmayan hadisler Seydî Çelebi tarafından yöneticilikle alakalı olarak zikredilmişlerdir (bk. a. g. e., s. 88, 121, 131, 132 vd.). Belki kitabın başlığına, ya Sahîh-i Buhârîdeki Hadislere Göre Yönetim Esasları ya da Seydî Çelebiye Göre Yönetim Esasları vb. denilebilirdi. Dolayısıyla bu başlığın Buhârînin yönetim anlayışını, Sahîhdeki bab başlıkları çerçevesinde, ifade etmediğini düşünmekteyiz. Gerçi Buhârîdeki ifadesinden Buhârînin eserine nispet edildiği de akla gelebilir. Elbette ki, Seydî Çelebi de kendi anlayışına göre, konuyla doğrudan ya da dolaylı olarak hadislerden yönetim ve yöneticiyle alakalı hükümler çıkarabilir. Ancak böyle bir durumda bu anlayışın Buhârîye ait olmadığı halde bizzat Buhârîye nispet edilmesi, Buhârînin yönetimle ilgili düşüncesini aksettirmeyeceği gibi hadislerin kendi bağlamı dışında yanlış anlaşılmasına ve yorumlanmasına da vesile olacaktır. (3). Neşredilen eserde kalın harflerle konulan başlıklar, müellif tarafından da konulmadığı için, kitabın sunuş bölümünü dikkatli okumayanlar için yanıltıcı olabilir. Çünkü o başlıklar bizzat neşreden tarafından, Seydî Çelebinin hadislerden çıkardığı sonuçlara göre olup zaman zaman günümüze de işaret etmek için güncelleştirilerek konulmuştur. (4). Son olarak bu eserin müellif tarafından Sultan Bayezit (II)e ithaf edilmesi, neşredenin de ifade ettiği gibi (bk. s. 19), ulemanın ümerayı desteklemek amacıyla yazılmış olduğunu ve bu sebeple de Buhârînin yöneticilere yönelik (çekimser veya onlardan uzaklaşmak gibi) bir tavrın aksi istikametinde olduğunu da dikkate almak gerekir. Bütün bunlara rağmen, Osmanlı ulemasının yöneticilere hak ve sorumluluklarını hatırlatmak gibi bir görev üstlenerek bu tür eserleri kalem almalarını takdirle karşılamak gerekir.

Buhârînin siyaset anlayışına yönelik zikredeceğimiz ikinci bir çalışma da, Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakanın İmam Buhârînin Buhârâ Emîri ile Münasebetleri isimli tebliğidir. Bu tebliğ Buhârînin bir yöneticiye (Buhârâ Emîri Hâlid b. Ahmed ez-Zühlî) yönelik tavrıyla ilgili bilgi vermekte ve onun, Sahîhde açıkça zikredilmeyen, siyaset anlayışına dikkat çekmektedir (Büyük Türk-İslam Bilgini Buhârî (1987 yılında Kayseride yapılan Uluslararası Sempozyumun Tebliğ Metinleri), Kayseri 1996, s. 39-45)

[9] Eserleri hakkında geniş bilgi için mesela bk. Azamî, Muhammed Mustafa, Buhârî, DİA, İstanbul 1992, VI, 371-372.

[10] Mesela bk. Akyüz, İmâm Buhârînin Yabancı Tesirlere Karşı Tavrı ve Bunun Eserlerine Yansıması (I. İslam Düşüncesi Sempozyumunda (26-27 Ekim, İstanbul 1996) sunulan tebliğ), s. 1-17; Toksarı, Ali, Sahîhul-Buhârînin Bab Başlıklarının Özellikleri ve Değeri (terâcimü Sahihil-Buhârî), Büyük Türk-İslâm Bilgini Buhârî -Uluslararası Sempozyum, Kayseri 1996, s. 109-125.

[11] İbn Hacer, Hedyüs-sârî mukaddimetü Fethil-bârî, Beyrut 1988, s. 11.

[12] Gerçi yapılan araştırmalarda Buhârînin Sahihindeki sadece hadisleri değil, aynı zamanda bâblarını tasnifinde de kendinden evvelki literatüre tâbi olduğu belirtilmektedir. (Geniş açıklama için bk. Fuad Sezgin, Buhârînin Kaynakları Hakkında Araştırmalar, İstanbul 1956, s. 69-82). Sezgin, Buhârînin kendinden önceki hadis edebiyatına tabi olmasının, onu şahsi tasarruftan mahrum duruma düşürmediğini belirterek şöyle demektedir: O kendi intihab kabiliyetini ve bunların telifindeki muvaffakiyetini her hadis alışında gösterebiliyordu. Mesela, Muvattâın pek te baş taraflarına isabet etmeyen Mâ Câa fil-Qurân bâbındaki bir çok hadisin en uygununu seçerek kitabının badal-vahy adlı ilk bâbına geçirmekle kendi tasarrufunu da göstermiştir. Burada şimdiden söyleyelim ki Buhârînin, bu bâblardan intihab ederken kendi sübjektivitesini hakim kıldığı mesele sıhhat bakımından hadislerin tefriki meselesiydi (Sezgin. a.g.e., s. 82). Ali Toksarı da bir çalışmasında konuyla ilgili olarak şunları söylemektedir: O, terâcim diye bilinen bu başlıkları koyarken daha önceki muhaddislerin fikirlerinden yararlanmakla birlikte onları aynen taklit ettiği söylenemez. Diğer bir ifade ile Buhârî Sahîhini bâb ve bâb başlıkların tertip ve tanzimde öncekileri aynen taklit etmeyip, onların görüşlerinden de istifade ederek, yepyeni ve orijinal bir yol takip etmiştir (Bk. Toksarı, a.g.m., s. 125).

[13] Bâb başlıkları üzerine yapılan çalışmaların listesi için bk. Toksarı, a.g.m., s. 110-111; Kemal Sandıkçı, Sahîh-i Buhârî Üzerine Yapılan Çalışmalar, Ankara 1991, DİB Yayınları, s. 134-138.

[14] Yavuz, Buhârî (Akaide Dair Görüşleri), DİA, VI, 372.

Yorumlar (0)add
Yorum ekleyebilmeniz için giriş yapmanız gerekiyor. Henüz bir hesabınız yoksa lütfen kayıt olun.

busy